‘Kapıdaki büyük tehlike…’ Bu olasılık kıyamet senaryosunu tetikler

featured
service service service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

kapak 190228

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, 20 Nisan’da Kiev’e düzenlediği ziyarette, “NATO müttefiklerinin, Vilnius Zirvesi’nde Ukrayna’ya destek paketini güçlendirme konusunda mutabık kalmalarını bekliyorum” dedi. Stoltenberg, 28 Şubat‘ta yaptığı bir başka açıklamada, Ukrayna’nın “uzun vadede” ittifakın bir üyesi olabileceğini, ancak NATO’nun şimdilik Rus işgali karşısında “bağımsız kalması gerektiğini” ifade etmişti.

UZUN SOLUKLU, ORTA YOĞUNLUKLU

Ukrayna’ya yönelik askeri desteğin artırılması, bugün yüz binlerle ifade edilen sivil ve asker kayıplarının daha da artması, savaşın uzaması ve Doğu Avrupa’da istikrarsızlığın derinleşmesinden başka hiçbir anlam ifade etmiyor. Zira ne Rusya ne de Ukrayna’nın orta vadede beyaz bayrak çekeceğine dair en ufak bir işaret yok.

Öte yandan Batı’daki güç merkezlerinin, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu çeşitli inisiyatifler aracılığıyla ortaya konan müzakere çabalarına karşı da ilgisiz olduğu görülüyor. Bu da başta ABD olmak üzere “Atlantik güçlerinin bölgede kesin ve hızlı bir neticeden çok Rusya’yı oyalayacak uzun soluklu ve orta yoğunluklu bir savaş görmeyi arzu ettiklerini” gösteriyor.

5. MADDE VE SAVAŞIN YAYILMA RİSKİ

18 Mayıs’ta, The Economist’e demecinde, “Avrupa’nın güvenliği için” Ukrayna’nın NATO’ya üye yapılması gerektiğini söyleyen ABD eski Dışişleri Bakanı ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Henry Kissinger da bunu doğruluyor. Kissinger şöyle diyor:

“Avrupalılar Ukrayna’yı NATO’da görmek istemediklerini, bunun çok riskli olduğunu söylüyorlar. Bu nedenle de ‘onları silahlandıracağız, onlara en gelişmiş silahları vereceğiz’ diyorlar…”

Batı’da, Ukrayna’nın NATO’ya üyeliğine ilişkin yapılan açıklamalar adeta bir masa tenisi maçını andırıyor. Liderler, dönemsel olarak olumlu ve olumsuz yaklaşımlar sergileyebiliyor ve sonrasında da fikirlerini değiştirebiliyorlar. 

Örneğin Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 14 Mayıs’ta Ukrayna makamları ile Ukrayna’nın NATO’ya üyeliğini desteklediğini ifade eden bir ortak deklarasyon yayınladı. Çekya, Estonya, Letonya, Litvanya, Makedonya, Karadağ, Polonya, Romanya ve Slovakya da geçmişte benzer adımlar attı. Almanya ve Macaristan‘ın ise Ukrayna’nın ittifaka üyeliği için bir yol haritası sağlanmasına karşı çıktığı biliniyor.

Şu var ki pek çok ülke, Ukrayna’nın Rusya ile savaş halindeyken üye yapılmasının, NATO’nun karşılıklı savunma maddesi olan 5. Madde üzerinden İttifakı dünyanın en büyük nükleer gücüyle büyük bir çatışmaya sürükleyebileceği kaygısını taşıyor. Doğrusu bu risk Türkiye’yi şüphesiz, jeopolitik konumlarının sağladığı rahatlıkla çatışmayı körükleyen uzak müttefiklerden daha çok ilgilendiriyor.

KARADENİZ “ÖN CEPHE” HALİNE GELİR

Ukrayna’nın NATO’ya üye olması durumunda Türkiye, kuzey komşusu Rusya ile savaşa girmiş sayılacak. Zira NATO anlaşmasının 5. maddesi, “İttifaka üye ülkelerden biri veya birçoğuna yöneltilecek silahlı bir saldırının hepsine yöneltilmiş bir saldırı olarak değerlendirileceğini” öngörüyor.

Türkiye, bu koşullar altında, kendisine Türk Boğazları üzerinde topyekûn egemenlik hakkı veren Montrö Anlaşması’nın “savaş durumuna” ilişkin maddelerini uygulamak durumunda kalacak, dolayısıyla savaş halinde olan devletin (Rusya) savaş gemilerinin Boğazlar’dan geçişi yasaklanacak. Bu da iki ülke arasındaki gerilimi daha tehlikeli bir boyuta taşıyacak, Karadeniz’i savaşın ön cephelerinden biri haline getirecek. Devam eden süreçte NATO gemilerinin Karadeniz’e girişi de kaçınılmaz olarak gündeme gelecektir.

NÜKLEER SAVAŞA DOĞRU…

Esasen gerginlik bununla da sınırlı kalmayacaktır. Hangi noktaya kadar tırmanabileceğine ilişkin bir projeksiyon yapmak gerekirse, işin nükleer boyutunu ele almakta fayda var.

Batı’nın Rusya’ya ilişkin çekincelerinin temelinde, yüzölçümü 17 milyon kilometre kareyi aşan bu devasa ülkenin “gelişmiş nükleer yetenekleri” yatmaktadır. Rus liderler de küresel gerilimlerde bu kozu ustaca kullanmaktadır.

Sputnik’ten Selin Uludağ‘ın analizine göre, “Teorik olarak, Rusya’nın nükleer silah kullanabileceği senaryolar, Rus askeri doktrininde ve Nükleer Caydırıcılık Alanında Devlet Politikasının Temelleri İlkesi’nde belirlenmiş durumda. Belgelere göre bu durum, Rusya veya müttefiklerine karşı kitle imha silahları ya da konvansiyonel silahlar ile saldırılması veya devletin varlığının tehdit edildiği zamanlarda mümkün…”

ŞERHSİZ, ÇEKİNCESİZ VETO

NATO’daki müttefikimiz ABD’nin Hava Kuvvetleri tarafından kullanılan İncirlik Hava Üssü‘nde yaklaşık 50 adet B61 tipi nükleer bomba olduğu bilinmektedir. Olası bir nükleer savaş durumunda, NATO’nun nükleer paylaşım programı kapsamında ülkemizde stoklanmış olan bu bombalar, ABD uçakları tarafından rakip kuvvetlere atılabilir. Öte yandan, rakip kuvvetlere atılacak bombalar, uçaklara Türkiye’den yüklenmese dahi, sadece bombaların varlığı bile Türkiye’yi hedef haline getirmektedir. NATO Nükleer Paylaşım Düzenlemeleri‘ne göre, böylesi bir nükleer görev ancak NATO Nükleer Planlama Grubu‘nun (NPG) açık siyasi onayına ek olarak ABD Başkanı ve Birleşik Krallık Başbakanı‘ndan alınan yetki ile gerçekleştirilebilmektedir.

Nükleer saldırı geçmişi olan ABD ve müttefiki İngiltere’nin, Rusya-Ukrayna savaşındaki tutumu, “savaşı uzatma ve çatışmaları tırmandırma” yönündedir, esasen çıkarları da bu yöndedir. Savaşın daha geniş bir sahaya yayılması ve nükleer bir boyuta taşınmasından birinci derecede etkilenecek ülkeler arasında ABD yoktur. İşte, bu yüzden Ukrayna’nın olası NATO üyeliği en çok Türkiye’yi ilgilendirmektedir.

Türkiye, önüne gelebilecek bu tarz bir tasarıyı, gelecekte ülkemizi nükleer bir savaşın öznesi haline getirebileceği için “şerhsiz ve çekincesiz” veto etmelidir.

NE YAPMALI?

Sözü toparlamak gerekirse;

– Bugün NATO içinde, Ukrayna’nın NATO üyeliğine ilişkin ayrışmalar olsa da sonucu Rusya’nın direnişi belirleyecektir. Batı, dezavantajlı duruma düştüğü noktada üyelik tasarısını masaya getirebilir.

– Ukrayna’nın olası üyeliği, 5. Madde üzerinden bütün müttefikleri savaşa dahil edebilir. Bu da savaşın yayılacağı, daha da önemlisi ön cephelerinden birinin Karadeniz olacağı anlamına gelir.

– Böylesi bir savaşta nükleer restleşmelerin olacağı aşikardır. Bu restleşmenin taraflarından biri olan ABD’nin, Türkiye’de stokladığı nükleer bombalar, ülkemizi olası bir nükleer saldırının hedefi haline getirecektir.

– Bu tarz gerilimlerde, üçüncü ülkeleri hedef haline getirmekte oldukça mahir olan ABD, jeopolitik avantajlarının arkasına saklanarak çatışmayı tırmandırmaktadır.

– Türkiye’nin çıkarına olan ise çok taraflı ve yıkıcı bir nükleer gerilime evrilme riski taşıyan Rusya-Ukrayna savaşının müzakere masasında çözülmesini sağlamaktır.

Soğuk Savaş döneminde bile Rusya ile iletişim kanallarını açık tutmuş olan NATO üyesi Türkiye’nin şüphesiz, insanlığın geleceğini tehdit eden bu tür gerilimleri yatıştırma ve “Rusya’nın da dahil olacağı bir küresel güvenlik mimarisinin inşasında” üstleneceği önemli roller vardır.

Kaynak Cumhuriyet

0
emoji-1
Emoji
0
emoji-2
Emoji
0
emoji-3
Emoji
0
emoji-4
Emoji
0
emoji-5
Emoji
0
emoji-6
Emoji
0
emoji-7
Emoji
0
emoji-8
Emoji
‘Kapıdaki büyük tehlike…’ Bu olasılık kıyamet senaryosunu tetikler

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Son Dakikam - Son Dakika Haberleri ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!