Prof. Dr. Turan Akman Erkılıç yazdı: Köy Enstitüleri üzerine görüşler…

featured
service service service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

kapak 105521

Köy Enstütileri bundan 17 Nisan 1940 yılında ilkokul öğretmeni yetiştirmek için yasalaştı. Prof. Dr. Turan Akman Erkılıç, açılışının 83. yıldönümünde “Köy Enstitüleri üzerine görüşler” başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Erkılıç’ın söz konusu yazısı şöyle:

“Köy Enstitüleri ulusal eğitim sistemi içinde üzerine en çok sözün söylendiği kurumlardan biridir. Kuruluşundan onlarca yıl geçmiş olmasına karşılık Enstitülerin hala tartışılıyor olması kurumların farklılığının ve işlevselliğinin nedenleri ile teorik ve pratik değerleri bağlamında değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır. Bu yazı bu bağlamda Enstitüleri sosyal, ekonomik, politik ve eğitim felsefeleri bağlamında değerlendirmeyi amaçlamaktır.

KÖY ENSTİTÜLERİ’NİN TARİHİ

Köy Enstitülerinin kuruluş koşulları ve o döneme özgü sosyal, ekonomik ve politik süreçlerin doğru kavranması gerekir. Osmanlı İmparatorluğunun gerilemesi, emperyalist işgalin oluşumu ulusal bağımsızlık mücadelesi ile bağımsız Cumhuriyet oluşturulmuş ancak sosyal ve ekonomik gelişme henüz yeterince değildir. Modernleşme atılımları kimi önemli gelişmeler göstermekle birlikte, okuma yazma oranı düşük; cehalet tehdidi büyük, ekonomik büyüme ivmesi zayıftır. Sermaye birikimi ve halkın refah düzeyi ilerlemelere rağmen zayıftır. Büyük ekonomik bunalımın kimi sonuçları yeni toplumu olumsuz etkilemektedir. Yeni toplum, sosyal ve ekonomik bu olumsuzlukları yaşarken, eğitimle ilgili kimi sorunlar yaşamaktadır. Sorunlar, okullaşma oranının düşüklüğü, sistemin etkililiğinin zayıflığı ve özellikle kırsal alanda öğretmeni istihdam etme olanağının sınırlılığı biçiminde ifade edilebilir.

İfade edilenlerin yanı başında Köy Enstitülerinin kuruluş, yapı ve işleyişleri bakımından şu anlayışların etkili olduğu üzerinde durulabilir.

“MODERNLEŞME SÜRECİNİN BİR ÜRÜNÜ”

Köy Enstitüleri bugünkü anlamda okullardan anlamlı farklılık göstermektedir. Öncelikle Köy Enstitüleri toprak ve üretim ilişkileri yapısı nedeniyle sanayileşmeyi kaçırmış bir toplumun modernleşme sürecinin bir ürünüdür. Bu bağlamda eğitim yoluyla üretimi artırmak ve ülkede özellikle kırsal alanda modern tarımı geliştirmektir. Bu amaçla okulun tarımsal üretimi bölgelere özgü yönleri de dikkate alınarak modern tarım ilke, teknik ve yöntemlerini yaparak yaşayarak öğretilmesi temeldir. Bu noktada Enstitülerde eğitim üretim içindir anlayışıyla üretim odaklı eğitim temel alınmıştır. 

Köy Enstitüleri çağdaş ve realist eğitim kurumlardır. Bu noktada genel felsefi bir bakış olarak realizm özünde idealist felsefenin ardından modern döneme aydınlanma dönemi felsefelerine geçiş niteliği taşımakta olduğunu vurgulayalım. Artık bilgi deneye, tecrübeye dayanan aposteriori (sonsal) bilgidir. Bu bağlamda realizm bir bakıma ilerlemeci rol yüklenmektedir. Bunun yanı sıra realizmi ve izdüşümü esasicilik felsefesinin kültür aktarmacılığını temel almaktadır. Bu durum, realite doğrudur aktarılması gerekir şeklinde düşünülebilir. Bu cümleden olarak Enstitüler ülkenin gerçeklerini gören, halk oyunları, türkülerin derlenmesi gibi çalışmalarla ulusal kültüre katkı veren ve değerleri aktaran kurumlar olarak öne çıkmış oldukları bir sosyal gerçekliktir. Bu bağlamda Aşık Veysel’den Ruhi Su’ya nice örneklerin örnek dersleri, sabah sporunda halaydan horona ulusal kültür değerlerinin pekiştirilmesi kimi örneklerdir.

“MİLLİ BİR ÜLKÜ”

Köy Enstitüleri ayrıca idealist eğitim kurumları olarak da değerlendirilebilir. Bu bağlamdaki ideolojik olarak milliyetçilik, devrimcilik ve yurtseverlik anlayışları öne çıkmaktadır. İdealizm felsefi olarak gerçeğin insan zihninde bulunduğunu ifade ederek bir bakıma inanılanın, idealin aktarılmasını temel alır. Nitekim idealizmin eğitim alanına iz düşümü daimicilik veya perennializmin bir yansıma olarak milli ideallerin aktarılması Enstitülerinin kimi özellikleri olarak not edilebilir. Bu bağlamda milli devletin ideolojisinin aktarımı daimici bir anlayış olarak nitelenebilir. Bu sürecin bir yansıması olarak Atatürkçülük düşüncesinin toplumcu bir anlayışla aktarılıyor olması dikkat çekicidir. Mezunlarının büyük bir kısmını yurt ve insanlık sevgisini toplum kalkınması ve eğitiminin insan sermayesinin geliştirilmesi için bir araç olarak görmeleri bu anlayışın bir yansıması olarak görülebilir.

Köy Enstitüleri pragmatik ve politeknik okullar olarak tanımlanabilir. Enstitüler akılcılığı önceleyen modern toplum oluşturma, iş içinde üretim odaklı çalışmalarıyla dikkat çeken okulardır. Osmanlı’dan kalan borçlar, üretim araçlarına sahip olamayış, üretim ilişkilerinin eskil kalması ülkenin ekonomik olarak geri kalmışlığının temel değişkenleridir. Bu bağlamda köyler özellikle Doğu ve Güney Doğu Anadolu köylükleri bir bakıma yarı-feodal ekonomik ilişkilerin egemen olduğu yurt topraklarıdır. Tam bu noktada Enstitülere iş içinde üretim odaklı eğitim anlayışıyla pragmatik bir işlev yüklenmiştir. Enstitüler bu açıdan köye öğretmen yetiştirmenin yanında tarımı modern anlayışla yapabilecek köy çocuklarının yetiştirilmesi işleviyle artık milli bir ülküdür.

Köy Enstitüleri muhaliflerinin bile yıllar sonra kabullenmek zorunda kaldıkları unutulmaz kurumlardır. Köy Enstitüleri genelde muhafazakâr çevrelerce pek olumlu görülmemiş kurumlardır. Bu durumun temel nedeni muhafazakâr çevrelere önderlik eden liderlerin toprak ağası oluşlarıdır. Yıllar sonrada daha açık seçik görülen gerçek Köy Enstitülerinin emperyalist işbirlikçileri, dışa bağımlı ekonomik sistem savunucuları ve toprak ağalarının o güzelim kurumların kapatılmasını sağladıklarıdır.

Köy Enstitülerin bugün bire bir uygulamaya konulması olanaksız olmakla birlikte yararlanmamak ders çıkarmamak büyük bir gaflettir. Köy Enstitüleri bu toprakların eğitimcilerinin onuru, övüncü ve asla göz ardı edilemeyecek kazanımlarıdır. Tarım, insan sağlık, veteriner ve teknoloji iş okulları gibi okullara uyarlanması pek de olanaksız değil gibi…

Sonuç olarak eğitim ciddi kamusal bir iştir ve köy Enstitüleri gerçeğinden yararlanmak gerekliliktir. Gelişme sürecindeki ülkelerin yer altı, tarım kaynakları dışında en kritik kaynaklarından biri de insan kaynağıdır. Yetiştirilemeyen insan kaynağı ekonomik bir kaynak olamadığı gibi sosyal ve psikolojik olarak da önemli bir sorun alanı oluşturur. Bu nedenle insan kaynağı yurttaşların nitelikli kamusal eğitimle yetiştirilmesi bir gereklilikten öte zorunluluktur. Eğitim ciddi bir iştir asla savsaklanamaz…”

Kaynak:Cumhuriyet

0
emoji-1
Emoji
0
emoji-2
Emoji
0
emoji-3
Emoji
0
emoji-4
Emoji
1
emoji-5
Emoji
0
emoji-6
Emoji
0
emoji-7
Emoji
0
emoji-8
Emoji
Prof. Dr. Turan Akman Erkılıç yazdı: Köy Enstitüleri üzerine görüşler…

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Son Dakikam - Son Dakika Haberleri ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!